12 Eylül 2010 Pazar
selamemşoz
justobacco.blogspot.com da yazıyorum. yani arkadaşlarla yazıyoruz. burada da yazabilirim her an. fakat irem karabağ ın izleyicilikten çıkması durgunluğumun affedilemezliğini öğretti. sen ne yaman alemmişsin blog camiası. irem karabağ, özür dilerim, dönersen sevinirim ve belki daha çok yazasım gelir.
14 Temmuz 2010 Çarşamba
yol tutması - 3
şiir ismet özel' in. yazmayı unutmuşum.
dönüyorum. dönünce anlayacağım diye umuyorum naaptım neettim. kayıplarımı telafi ve sökükleri dikiş. o huzurlu yuvamıza yepyeni bir anlayışla, neysem onla dönmeliyim. aksi takdirde kendimi affedemem. sepehr ya da mahdi ya da bütün o farisi meryemler de affetmez beni. yolda olmak bir söz vermektir. ölesiye korkuyorum. nasıl yerleşirim tekrardan. 1 haftalik son bir challenge a varim. yavas yavas donecegim istanbula. alistira alistira. yazamiyorum iste. neyse.
dönüyorum. dönünce anlayacağım diye umuyorum naaptım neettim. kayıplarımı telafi ve sökükleri dikiş. o huzurlu yuvamıza yepyeni bir anlayışla, neysem onla dönmeliyim. aksi takdirde kendimi affedemem. sepehr ya da mahdi ya da bütün o farisi meryemler de affetmez beni. yolda olmak bir söz vermektir. ölesiye korkuyorum. nasıl yerleşirim tekrardan. 1 haftalik son bir challenge a varim. yavas yavas donecegim istanbula. alistira alistira. yazamiyorum iste. neyse.
yol tutması - 2
MAZOT
Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnıma neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnıma neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
30 Haziran 2010 Çarşamba
yol tutması
yani saçma tabi de. kalemle yazamamamı klavye bağımlılığına değil de kadim bir daktilo bağlılığına bağlamak istiyorum. pessoa o kadar sövüyor ki gezmek eylemine şu an gevaş' ta internet kafe köşesindeki varlığım bir utanca dönüşmekli. turizme eyvallahım yok elbet. yaptığım şeyin de ne olduğunu tam da bilemiyorum aslına bakarsak. tek derdim akşam nerede kalacağım mı şu an. bir nevi. şehri olduğu yerde bırakabildim mi? yok. niyetine girmiş miydim? hatırlamıyorum. istanbul' a dönmek ister miyim? hayır. nasıl da açık sorulu cevaplı yazıyorum üslubuma bile yansıdı gezmek daha huzurlu daha rahat. sanırım darlandıklarımdan kurtulmaklığımdır. ağustos' ta dönmek istiyorum. yani hiç dönmemecesine değil tabii ki. yani belki de dönemem, evet ama dönmek istiyorum. dönmezsem anlamsızlaşır eylemim. anlam, atfedilense, atfeden ben olayım isterim. ama eylemin niyeti ne kadar önceleyebileceği hakkında deniyorum yanılıyorum. iyi ki istanbul' da değilim. ama iyi ki iran yolunda mıyım? ya da iyi ki geziyor muyum? istanbul' da olmamanın tek alternatifi gezmek mi? baya kafam karışıkmış keşke yazmaya başlamasaydım.
bütün annelerin gözlerinden öpüyorum. ben çok iyiyim. keyfim gayet yerinde. biraz yalnızım. keşke daha yazılası bir ortam edinebilseydim.bu yazımı tatvan - van feribotunda beni motor dairesine çay içmeye davet edip gürültüden iletişimsizliğin zirvesini yaşatan ve bana dünyanın en suskun ve gürültülü sohbetini deneyimleten amcalara ithaf ediyorum. ben alienation neymiş gördüm. daha da marx okumam. bi türlü başlayamamıştım zatı.
bir şey daha diyeyim. ben baya yoğun yaşıyorum. yani normal bir şehir hayatının haftada ya da ayda bir kere sunduğu gerçekliğin perdesinin sıyrılması olayını günde 8 kere yaşıyorum. anlatılacak şeyler mi bilemiyorum. yazayım diyorum kalemle yazmaya gerçekten alışık değilim, anlatamıyorum. telefon? heyecanım fazla karışıyor kimle konuşsam bi saçmalıyorum. paylaşılamayanın peşiyse yol, baya ben yol' a koyuldum. ama aşk da bu yaşamaya "intrinsic" -oh, dear- yarım kalmışlığı, paylaşılamazlığı artırıyor. valla ben daha bi şey anlamadım. yani bir imgeler sürüsü var, hoşgelmişler, ama tam da bir teslimiyet yok. bir şeyleri kırmam lazım. kafaları açıyoruz, hindistan lazım, kafası var.
-- murat var. 2 ye gidiyor. dedi ki:
"3 şeyin sonu yoktur. bu dünyanın, sayıların, bir de.. ağaçların sonu var mıydı?--
bütün annelerin gözlerinden öpüyorum. ben çok iyiyim. keyfim gayet yerinde. biraz yalnızım. keşke daha yazılası bir ortam edinebilseydim.bu yazımı tatvan - van feribotunda beni motor dairesine çay içmeye davet edip gürültüden iletişimsizliğin zirvesini yaşatan ve bana dünyanın en suskun ve gürültülü sohbetini deneyimleten amcalara ithaf ediyorum. ben alienation neymiş gördüm. daha da marx okumam. bi türlü başlayamamıştım zatı.
bir şey daha diyeyim. ben baya yoğun yaşıyorum. yani normal bir şehir hayatının haftada ya da ayda bir kere sunduğu gerçekliğin perdesinin sıyrılması olayını günde 8 kere yaşıyorum. anlatılacak şeyler mi bilemiyorum. yazayım diyorum kalemle yazmaya gerçekten alışık değilim, anlatamıyorum. telefon? heyecanım fazla karışıyor kimle konuşsam bi saçmalıyorum. paylaşılamayanın peşiyse yol, baya ben yol' a koyuldum. ama aşk da bu yaşamaya "intrinsic" -oh, dear- yarım kalmışlığı, paylaşılamazlığı artırıyor. valla ben daha bi şey anlamadım. yani bir imgeler sürüsü var, hoşgelmişler, ama tam da bir teslimiyet yok. bir şeyleri kırmam lazım. kafaları açıyoruz, hindistan lazım, kafası var.
-- murat var. 2 ye gidiyor. dedi ki:
"3 şeyin sonu yoktur. bu dünyanın, sayıların, bir de.. ağaçların sonu var mıydı?--
9 Haziran 2010 Çarşamba
yıkılan binanın gölgesi kalır. mı?
bütün samimiyetimle söylüyorum
saat 2.45
şairane bir ananeden geliyoruz
saatin 3 ünün ne için uygun olduğunu düşünüyoruz
annemlerle babamlarla teyzemlerle ve halam
sadece altalta cümleler yokşa şiir değil haşa
ben bir şiir yazacağım. uf. sokağın bütün iniltisiyle şehirden kaçan gelinliğiyle sincap çığlıkları kaldırım sonu rögar ve hastane önü çınar. şiir resimlerle yazılır dendi ben bir resim arıyorum içinde annem de olacak. valla şerefsizim olacak. gerekirse okul bile olur. biraz lümpen muhaliflik. az biraz sevgi bile olur. şumüllü. şamil. şo. ayıpsıyorum kendimi saatime bakıyorum sokak boş ama kenardan yürüyorum. sorunun nerede olduğunu anlıyorum. ben st. petersburg un st. petersburg olduğu zamanları kaçırdım. şehrimden nehir geçmedi. su deposu taşardı ve biz heyecanlanırdık. evin 200 metre -önce yüz yazdım sonra sildim iki yüz yazdım ben kime neyi yazıyorum- ötesindeki göle gitmedik. gitsene çocuk değil misin anasını satayım. git bir mahalleli ol. dayak yemedim abi daha büyük bir travma var mı. çok delikanlı abiler var ya böyle sözünü sakınmayan. nasıl hayranım. dik duruyorlar işte stabiliteyi savunuyorlar daha da önemlisi yaşıyorlar. diyorum ki bu hayranlığım beni kurtarır mı. ne kadar eğri de olsam doğruluğa saygım sonsuz. ilkeliprensipli böyle düz ayak net. -bazen de dalgalanmayı savunmuyor muyum yaşamanın içini absurd doldurmuyor muyum sıkıcı demiyor muyum net adam sert olursan kırılırsın gençlik eğrilik güçsüzlük hayat belirtisidir ama neye güçsüzlük kime güçsüz tutarsızlık edebiyatla mı başladı nereye kadar yoliçi nereden sonra sapkın herkesin yoliçi kendine mi fıtrat deyip geçebilir miyim bana bunu bahşedin ya da bana biraz aşktan bahsedin onu da yapamazsanız kalbinizle buğzedin- mesela birisini övüyorlar diyorlar ki kafasında bir hedef var ve ondan taviz vermiyor. allah ım ben çok taviz veriyorum ben çok hata yapıyorum ben yolumu çok şaşırıyorum. bazı abiler var gazze ye gidiyorlar. gençliğime verilsin ben gidemiyorum. herkes in kendi gazzesi var. benim gazzemde çocuklarım ölüyor. durduramıyorum. ben sanırım kendimle evlenip balayıma gidiyorum.
saat 2.45
şairane bir ananeden geliyoruz
saatin 3 ünün ne için uygun olduğunu düşünüyoruz
annemlerle babamlarla teyzemlerle ve halam
sadece altalta cümleler yokşa şiir değil haşa
ben bir şiir yazacağım. uf. sokağın bütün iniltisiyle şehirden kaçan gelinliğiyle sincap çığlıkları kaldırım sonu rögar ve hastane önü çınar. şiir resimlerle yazılır dendi ben bir resim arıyorum içinde annem de olacak. valla şerefsizim olacak. gerekirse okul bile olur. biraz lümpen muhaliflik. az biraz sevgi bile olur. şumüllü. şamil. şo. ayıpsıyorum kendimi saatime bakıyorum sokak boş ama kenardan yürüyorum. sorunun nerede olduğunu anlıyorum. ben st. petersburg un st. petersburg olduğu zamanları kaçırdım. şehrimden nehir geçmedi. su deposu taşardı ve biz heyecanlanırdık. evin 200 metre -önce yüz yazdım sonra sildim iki yüz yazdım ben kime neyi yazıyorum- ötesindeki göle gitmedik. gitsene çocuk değil misin anasını satayım. git bir mahalleli ol. dayak yemedim abi daha büyük bir travma var mı. çok delikanlı abiler var ya böyle sözünü sakınmayan. nasıl hayranım. dik duruyorlar işte stabiliteyi savunuyorlar daha da önemlisi yaşıyorlar. diyorum ki bu hayranlığım beni kurtarır mı. ne kadar eğri de olsam doğruluğa saygım sonsuz. ilkeliprensipli böyle düz ayak net. -bazen de dalgalanmayı savunmuyor muyum yaşamanın içini absurd doldurmuyor muyum sıkıcı demiyor muyum net adam sert olursan kırılırsın gençlik eğrilik güçsüzlük hayat belirtisidir ama neye güçsüzlük kime güçsüz tutarsızlık edebiyatla mı başladı nereye kadar yoliçi nereden sonra sapkın herkesin yoliçi kendine mi fıtrat deyip geçebilir miyim bana bunu bahşedin ya da bana biraz aşktan bahsedin onu da yapamazsanız kalbinizle buğzedin- mesela birisini övüyorlar diyorlar ki kafasında bir hedef var ve ondan taviz vermiyor. allah ım ben çok taviz veriyorum ben çok hata yapıyorum ben yolumu çok şaşırıyorum. bazı abiler var gazze ye gidiyorlar. gençliğime verilsin ben gidemiyorum. herkes in kendi gazzesi var. benim gazzemde çocuklarım ölüyor. durduramıyorum. ben sanırım kendimle evlenip balayıma gidiyorum.
8 Haziran 2010 Salı
yunulan
evet
gördüklerimle görülenler bir
edil
mesela emil in sopası
onu geçtim başımın ağrısı
şey de örnek verilebilir: müziğin anlattığı
eski kitap kokusu
oyhş erekte
abi hepsini geçtim birşeye vardım
göbek.
gördüklerimle görülenler bir
edil
mesela emil in sopası
onu geçtim başımın ağrısı
şey de örnek verilebilir: müziğin anlattığı
eski kitap kokusu
oyhş erekte
abi hepsini geçtim birşeye vardım
göbek.
24 Mayıs 2010 Pazartesi
günce
...sevgi' yle ilişkisinde, hikmet bütün zorluğun, bazı şeyleri öyle değil de böyle yapmamasından doğduğunu sanıyor; (orada onu söylemeseydim gibi). ya da bazı çatışmaların nedenini çok aptalca yanlışlarına bağlıyor. aklınca daha düzgün bir şeyler yapmaya, ilk yaptığının tersini yapmaya kalkıyor ve olmuyor. sonradan, hatırlarken, gene yanlış ümitlere kapıldığı, yanlış "games" ve "plays" oynadığı oluyor. bu arada sevgi ile ilgili gerçek olaylar, bu fantezileri yıkıyor. aslında iki insan arasında,-sevgi ile hikmet arasında- oldukları gibi olmaktan doğan bir çelişki bu. hikmet, sevgi' ye sığınıyor. teslim oluyor başlangıçta. fakat sevgi, böyle bir şey istemiyor; bir "insan" istiyor karşısında-...
oğuz atay - günlük
"tehlikeli oyunlar" üzerinde çalışırken.
oğuz atay - günlük
"tehlikeli oyunlar" üzerinde çalışırken.
23 Mayıs 2010 Pazar
annesinin kızlık soyadı: günce
...sonra hiç bir şey olmamış gibi kaldığım yerden yaşamaya devam ediyorum. başıma gelecek olayları yani yapmayı tasarladığım basit işleri gözönünde tutarak endişeleri, kuruntuları önümdeki olayın sonuna kadar erteliyorum. bugünlerde umutsuzluk var: boyumdan büyük işlere giriştim galiba. şimdi geri dönmesi de zor. bu yüzden görünüşte bir şeyler olmak için çabalıyorum. ne olursa olsun bana saygı göstermelerini istiyorum.
bana istisnasız herkes kızıyor; kafalarındaki "ben" i bozduğum için. ben onların hayallerinde tutarlıyım. belki kendi hayalimde de tutarlıyım. yaşarken bu iki tutarlılığın da dışındayım. her şeyle sırasında alay ettiğim halde kendimi gülünç durumlarda buluyorum. bu durumlar geçtikten E(t) kadar sonra kendimle de alay ediyorum. yalnız, artık hissediyorum ki, bunun sonu yok.
saatlerce hiç bir şey yapmadan evde oturuyorum; sonra , tam çıkarken, evde kalsaydım bir şeyler yapabilirdim.
Oğuz Atay-Günlük 1974
bana istisnasız herkes kızıyor; kafalarındaki "ben" i bozduğum için. ben onların hayallerinde tutarlıyım. belki kendi hayalimde de tutarlıyım. yaşarken bu iki tutarlılığın da dışındayım. her şeyle sırasında alay ettiğim halde kendimi gülünç durumlarda buluyorum. bu durumlar geçtikten E(t) kadar sonra kendimle de alay ediyorum. yalnız, artık hissediyorum ki, bunun sonu yok.
saatlerce hiç bir şey yapmadan evde oturuyorum; sonra , tam çıkarken, evde kalsaydım bir şeyler yapabilirdim.
Oğuz Atay-Günlük 1974
16 Mayıs 2010 Pazar
çok üzgün çözünüm
saatlerin geçmediği bir çağım var
bütün o çekingen iddialılığım
kurulmuş cümleleri sevemeyişim
sanrıdan beridir kokan.
içinden doğru doğurgan tevehhümlerimden sıyrıldığımda
akdeniz e indiğimde ya da
çelişik belirlenimler vücuda geliyor hayatım hakkında.
abiler, kollarıma geçirilen birşey var
dilim tutuluyor
ne zaman yerleştiği bilinmeyen bir insan var rahmimde.
anneme dönemiyorum
adım mühürlenmiş
kelimeleri büküp göğsüme sapladığımda
sancıdan kurtulur gibi olurdum
sökmek de
acıtıyormuş.
bütün o çekingen iddialılığım
kurulmuş cümleleri sevemeyişim
sanrıdan beridir kokan.
içinden doğru doğurgan tevehhümlerimden sıyrıldığımda
akdeniz e indiğimde ya da
çelişik belirlenimler vücuda geliyor hayatım hakkında.
abiler, kollarıma geçirilen birşey var
dilim tutuluyor
ne zaman yerleştiği bilinmeyen bir insan var rahmimde.
anneme dönemiyorum
adım mühürlenmiş
kelimeleri büküp göğsüme sapladığımda
sancıdan kurtulur gibi olurdum
sökmek de
acıtıyormuş.
10 Mayıs 2010 Pazartesi
güvercin adımlar
yaşama sanatındaki yetkinliğimi sorgular bulundum.
bir arkadaş buldu.
uçurumun kıyısında uçurtma olarak benliğimi uçurur.id.im.
kahve
yorgolu falan.
nasıl yani dedim
böylece yaşıyorsunuz.
yahu dedim, allah aşkına hiç mi dedim.
ne, dediler.
hiç mi yani, dedim.
hiç, dediler.
hiç
bir arkadaş buldu.
uçurumun kıyısında uçurtma olarak benliğimi uçurur.id.im.
kahve
yorgolu falan.
nasıl yani dedim
böylece yaşıyorsunuz.
yahu dedim, allah aşkına hiç mi dedim.
ne, dediler.
hiç mi yani, dedim.
hiç, dediler.
hiç
29 Nisan 2010 Perşembe
10 Nisan 2010 Cumartesi
bay muannit müntehir
hadi çözümleme. inciğine cinciğine. saçımın telini beyazlatan ırstan başlamak bir yandan da tırsmak, benim aile çok küçük biz bir sülalenin tepesiyiz aşağı pek bakmıyoruz bakmış olsam da küçükken bir dışsallaştır bir it önce sonradan kim bunlar. her zaman bilim, her zaman tanım. geçmişsizlik sanki özgürleştiriyor oysa ki başına buyruk olandan hayır gelir mi bilemiyor. nuclear family. kaçulan! ailem bu kadar. şimdi yanlarındayım çok selamları var.
hop akademi. evet bilmek. yöntemli, araçlı, bilme eylemi. egolar tavan, egolar nal. sosyologlar sahaya iniyor antropoloji sahaya çıkıyor sağ kanattan yükselen bir ses var evet trarih tarih geliyor geliyor evet çalım fak devam ediyor napıyor ulan gole koşuyor abi sahaya inmeli ben ahaya indim ben ivory ben takılmak istiyorum valla böyle çabalar bei nereye getirir anne ben oğuz annneeeeee ulan bazen çok sinirleniyorum modern bir cinnet gelip tepeme oturuyor onunla dertleşmek yanyana yananyannanyana . avrupa sesimi duyar mısın, bunlar benim nacizane ayak seslerim.
şimdi sıra en sevdiğim bölümde! gençlik! canına yandımının. gençlik benim için çok güzel birşey. mesela her bahar gençleşirim. dünyanın gençliğiyle kıştan kalma yaşlılığım çelişir sonra ben de dünyevileşirim. spor yaparım, zayıflarım, yüzüme bir renk gelir, teveccühleri kabul ederim "ne kadar da yakışıklı olmuşsun, yanındaki kız arkadaşın mı" hayır. evet, baharları yakışıklı olurum. hayat gelir yüzüme ya! böyle nasıl güzel olurum! parlacık! neye elimi atsam çiçekler açar, bazen toprağa bile dokunurum! elektrik! siktir git pezevenk.
şimdi de broad scope, big picture, to be able to see the all aspects of sth. i want sb. to do smth:
çok yoruldum. çok fazla yoruldum. yorgunluğum beni daha fazla yoruyor çünkü kendimi suçluyorum diyorum ki sen nasıl yoruldum dersin insanlar strict muscle work pick it up put it down pick it up put it down pick it up put it down yani demek istediğim çok yorgunum çok başım ağrıyor. ya o değil de nasıl sıçtım son paragrafta. gayet böyle kendime güzel bir ben kurmuş gidiyordum böyle tanıdıklarıma eheh bu çocuk da böyle az tanıdıklarıma vahvah bu çocuk ne böyle. tanımadıklarıııım. orda mısınız vule? sizin aranızda süper insanlar var biliyorum. yani eminim var. herkese çok selam. iyi günler.
hop akademi. evet bilmek. yöntemli, araçlı, bilme eylemi. egolar tavan, egolar nal. sosyologlar sahaya iniyor antropoloji sahaya çıkıyor sağ kanattan yükselen bir ses var evet trarih tarih geliyor geliyor evet çalım fak devam ediyor napıyor ulan gole koşuyor abi sahaya inmeli ben ahaya indim ben ivory ben takılmak istiyorum valla böyle çabalar bei nereye getirir anne ben oğuz annneeeeee ulan bazen çok sinirleniyorum modern bir cinnet gelip tepeme oturuyor onunla dertleşmek yanyana yananyannanyana . avrupa sesimi duyar mısın, bunlar benim nacizane ayak seslerim.
şimdi sıra en sevdiğim bölümde! gençlik! canına yandımının. gençlik benim için çok güzel birşey. mesela her bahar gençleşirim. dünyanın gençliğiyle kıştan kalma yaşlılığım çelişir sonra ben de dünyevileşirim. spor yaparım, zayıflarım, yüzüme bir renk gelir, teveccühleri kabul ederim "ne kadar da yakışıklı olmuşsun, yanındaki kız arkadaşın mı" hayır. evet, baharları yakışıklı olurum. hayat gelir yüzüme ya! böyle nasıl güzel olurum! parlacık! neye elimi atsam çiçekler açar, bazen toprağa bile dokunurum! elektrik! siktir git pezevenk.
şimdi de broad scope, big picture, to be able to see the all aspects of sth. i want sb. to do smth:
çok yoruldum. çok fazla yoruldum. yorgunluğum beni daha fazla yoruyor çünkü kendimi suçluyorum diyorum ki sen nasıl yoruldum dersin insanlar strict muscle work pick it up put it down pick it up put it down pick it up put it down yani demek istediğim çok yorgunum çok başım ağrıyor. ya o değil de nasıl sıçtım son paragrafta. gayet böyle kendime güzel bir ben kurmuş gidiyordum böyle tanıdıklarıma eheh bu çocuk da böyle az tanıdıklarıma vahvah bu çocuk ne böyle. tanımadıklarıııım. orda mısınız vule? sizin aranızda süper insanlar var biliyorum. yani eminim var. herkese çok selam. iyi günler.
20 Mart 2010 Cumartesi
camus ya da kamu güzellemesi
otobüste karşımda oturan adam camı açmaya çalışan kısa saçlı kıza yardım etti. Açılmıyor mu dedikten sonra birkaç kez kendisi açmayı denedi. Her denemeden sonra kızı "açılmıyor ya" diyerek bilgilendirdi. kızın kısa saçlı bir arkadaşı gelince kız ayağa kalktı. karşımdaki adam suç işler gibi bir haletle kalktığı gibi kızın yerine oturdu. boşalan yere adam yaşlarında bir iş kadını oturdu. adam çapraz zumlarla kadını darladı. akmerkez durağında otobüsün kalabalıklığından dem vurdu. kadının tepkisini duyamadım. sanırım uzun bir diyalog gerçekleşmedi. kadın inmek için ayaklandığında adam zumlardan zum beğendi. kadını da beğendiğini belli etti. boşalan yere karşımdaki adamdan genç bir adam oturdu. beş dakika sonra kulak kabarttım. karşımdaki adam yanındaki adama "aslında sen şu işi de yapabilirsin ek olarak" dedi. şaşırdığında, tavsiye verirken, bazı cümle başlarında adamın koluna kaçamak temaslarda bulundu. bir ara pür dikkatimden rahatsız oldu. ineceğim durak yaklaşınca "pardon, saat kaç" dedim. "altıya yirmi var" dedi.
23 Şubat 2010 Salı
parizyen ayı
hatun kişi er kişiler. dert edindiklerimdir. insanlar yani. budur. peki hayalimin haber vermeden uzaklaşmak olması. üstüme çok dert bindirmiş gibi davranıyorum. ama bakınca çok da dert yok gibi. dert, edindiklerimdir. bi oradanlar bi buradanlar. ya benim evim neresi yaa. delöz topsun olum. yersiz yurtsuzlaştım. mesela bir kızı sevseydim. yani 1 kızı sevseydim. daha iyi daha kolay. oysa ki bir cinsin. yaklaşık insanlığın yarısına tekabül ediyor. alayına hastayım. alabildiğine tembelliğim, tenselliğim ve yarım tinselliğimle. göbeğimi de unutmayalım. bölgesel kıllanmamı da es geçemem. mesela tişörtten fırlayan sırt kıllarım. ulan utanmasam seslenirim size: bu yaşta adamın üstüne ne bu geliş? nasıl yani? hani bu sosyalliğimle sizi nasıl bağdaştırabilirim. bir potada eritirim. toplum kabul etmiyor lan beni. soyunana kadar varım. ben de bütün kimliğimle mevcut olan vücudumla yani neyim varsa onunla birisine demek istiyorum: merhaba! ne varsa alayımla gideyim istiyorum alayına. birisine de bilinçli yanaşayım. o da desin olduğu yerden odur budur. abi allah aşkına unutmayalım burdur da bir göl var. bazı insanlar göl kenarında yaşıyor. feminist mi olsam?
30 Ocak 2010 Cumartesi
izmihlal
sabah altı buçuk kafasında televizyon üzerinden hayatın köşesinden yaşanan aşkları konu edinmenin yaşanılası bir yanı var elbet. kendini suçlayan kurbağaların görüldüğü ölümle hemhal dünyamızda doğruyu yanlışı tartışıyoruz. yani ötelenmişliğimle, o dışarıda kalmışlığımla, bütün o yalnızlığımla kenardan bakıp yargılara varıyorum. diyorum ki bu budur, şu da şudur. bunu yapan ben isem aynadaki yüzümün karşılığı kim. bir kumsalın bile kışın kenarı oluyorsa yağan yağmuru kim suçlayabilir. ulan sevdiceğim dedim. dedim yani. ya dedim. battaniyeye sarınmış mücessem bir aşk çıktı. ayakları üşüyor. dışarıda kalmış. üşürsün dedim dışarıda kalırsan. benim dışarım sensin dedi. çıkar mısın dışarı elinde çayla derse giremezsin. gururlu bir ses: çayla derse girmeyi saygısızlık addeden bir sistemin çocukları. aman aman büyük konuşan. dalga kıyıya vurunca dalgadır ve ben seni seviyorum. eğer kazançlı bir işim olursa belki de sinirlenirim. eğer belkide olursa belki ben bile sevinirim. benim bazı dertlerim var ve freud der ki intellectualization. galiba freud diye bir şey yoktu. öyle duydum. yalnızlığımı karşıma aldığım zaman bir sıkıntıya düşüyorum. demek ki ego, demek ki ben. itiraf ediyorum ben hayatın kenarından düşüyorum.
23 Ocak 2010 Cumartesi
san ki
ya. böyle bu aralar bir yazı yazacak gibiyim. finaller bitmiş büyük hayaller bir yenilenmeler verilen kararlar. çelişkiler var işte fiks. daral daral geliyor tatil uzun uzadıya tatil sanki herşeye yeter gibi yetmeyince adamı üzer gibi. açılımlar söz konusu malum feys te de varım artık. arkadaşlık istekleri geliyor. kabul ediyorum. nokta atışları önemli.
ya ne dert arkadaş.
ya. bırak ya.
ya ne dert arkadaş.
ya. bırak ya.
13 Ocak 2010 Çarşamba
bir maymun iştahlanmış ya da "hayat"
"id" ime gelsin.
lugatçe koymadım, üşendim. anlamak istenirse uğraşılsın ki metin effortful bir process sayesinde deeper bir encoding le long term memory nize işlesin.
----------------------------------------------------------------------------------
İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnudur. Ve Saniin gayet hakim olduğuna, yaptığı vuzuh-u delaletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Eyle bir in'am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır. Eyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lazım ve münasip şeyleri bilir, bu malümatla herşeyin maliki olan Malikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylalarını işiten Semi, Basir, Alim, Mücib olarak üstünde bir Rakibin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?
Ey nefs-i emmare! Niçin kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zalim-i ale'l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebi olan şirki terkle mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illa, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
-------------------------------------------------------------------------------------
Bediüzzaman Said Nursi' nin Mesnevi-i Nuriye' sinden.
lugatçe koymadım, üşendim. anlamak istenirse uğraşılsın ki metin effortful bir process sayesinde deeper bir encoding le long term memory nize işlesin.
----------------------------------------------------------------------------------
İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnudur. Ve Saniin gayet hakim olduğuna, yaptığı vuzuh-u delaletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Eyle bir in'am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır. Eyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lazım ve münasip şeyleri bilir, bu malümatla herşeyin maliki olan Malikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylalarını işiten Semi, Basir, Alim, Mücib olarak üstünde bir Rakibin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?
Ey nefs-i emmare! Niçin kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zalim-i ale'l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebi olan şirki terkle mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illa, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
-------------------------------------------------------------------------------------
Bediüzzaman Said Nursi' nin Mesnevi-i Nuriye' sinden.
6 Ocak 2010 Çarşamba
etranjasyon
böyle başlığa böyle yazı. ya şu kelimelere yabancılaşma olayını bedensel aktivasyonlarımızda yaşamayalım lütfen. dağılıyorum muntazaman. çok dertliyim be paşam. neden paşa. çünkü iktidar paşadadır. derdimize derman olamayana iki kere dert yanarsak isyan edenlerden oluruz. bir sefere mahsus. mah-sus. mık-na-tıs. bat-ta-niye-liyiz.
17 Aralık 2009 Perşembe
neden tarih?
düzenli aralıklarla bana sorulan işbu sorunun cevabını en efektif nasıl verebilirim sorusunun karşılığı bu blogtur. etkili cümle. ilk ve son yazım sanırım bu. abi ben kendimi çok fena ciddiye alıyorum galiba.
for my foreign followers: if you have hardships while reading this text just send me a pm and i will post a translated one as soon as i can.
niye mi tarih. olum tarihten güzel bir bölüm mü var. abi bir sorunun cevabı nedir? gerçekten büyük problem. yani benim kelimelere döktüğüm şey ötekine ne ifade edebilir. bilemiyorum. ama kendi içimde az buçuk tutarlı bir yol izlemeye çalıştığımın bilinci var. e bunun da bi rahatlığı bir de sürekli baştan sorgulanma ihtiyacı var. hep söylediğim bir şey vardır. yuh. bir karar verirken onun bizi nereye götürdüğünü bilemiyoruz. neden tarih sorusunun iki farklı zamanda iki farklı karşılığı var. tarihe girmeden önce ve girdikten sonra. niye girdim niye devam ediyorum. ikincisinin sorusu tarih nedir ya da neymiş sanırım.
tarih e özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı. girerken de sinemacı çıkarım ümidiyle girdim tarih e ama şimdi top universities sitesinden kendime doktora mekanı beğeniyorum. ne yaptığımı bilmediğim zamanlarda akademik hayatın ahlaki olmayan verimsiz çekiciliğinin beni sürüklediğini hissediyorum. muhammed arkadaşımın veciz bir ifadeyle belirttiği gibi "masum bir heyecanla boğaziçili olmak arasında çok az bir fark varmış." ikisi arasında gidip geliyorum sanırım. akademinin oluşturduğu bilinçsiz çekim hali dışındaki zamanlarda scholarship mevzusunu vatana millete hayırlı olmak klişesiyle meşrulaştırıyorum. allah rızası için yaşıyorsak gittiğimiz yolun sonunun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. abi allah rızası için yaşa ya. şu canına yandımının ölümlü dünyasında bir şey ne kadar ciddi olabilir? yani bilmediğim bir yolda yürümek iyidir . ya da yürüdüğümüz yolu bilemeyiz. neden tarih? bilmiyorum. ben bir şeyin ismini koyamıyorum. biraz da dertliyim. vatan millet meselesini açmak gerekirse. çok daraldım ya. bana bir soru sorulduğunda yargılanıyormuş hissine kapılıyorum.
yurtdışı deneyimi önemli bir şey abi. özellikle suriye deneyiminden sonra bambaşka bir gözle döndüm. elindekini karşılaştırabileceğin aynı türden başka bir şeyi gördüğünde elindekini daha iyi anlayabiliyorsun. hatta bu durumun yokluğunda elimizdekini anlayamıyoruz belki. falan. elimizdekinden kastım gerçek dediğimiz doğru bildiğimiz olması gereken sandığımız olmasını doğal kabul ettiğimiz. misal istanbuldan çıkmamış bir insan istanbuldaki sosyal hayatın her yerde aynı olduğunu sanabilir. bunu devlete insan ilişkilerine vesaire uygulayabiliriz. kavramlara yüklenen anlamların farklılık gösterdiğini anladığımız zaman bu anlamların yüklenme sürecinin incelenmesinin önemli olabileceği fikri doğuyor. yani devlet ama hangi devlet? eskiden devlet deyince kim ne kastediyormuş? nasıl bir evrim geçirmiş. tarih burada bir manada devreye giriyor. dil ve gerçeklik problemidir bu aralar ilgim. bu araştırmalar insanı nereye götürür? güzel bir çerçevede devam ederse elbet güzel yerlere götürür.
edinilen bilgilerin yeni görüşlerle birlikte anlamsızlaşmaması aksine yeni bir güzelliğe bürünmesi var bir de. bunca çalışmamın, okumamın boşa gitmeyeceğine inanıyorum. şu ana kadar edindiklerimle yeni öğrendiklerimin çatışması da sevgili rüzgarlara yol açıyor oradan da aşk dolu düşüncelere yelken açıyorum. nedenlerinin sorgulanmasıyla ilerleyen bir yolda yürümediğim için sonuçların rahatlığından gücümü alıyorum. şuayp ın keli gibi. yani arkadaş ben bu akademi sürecini sevdim gibi. seneye çap 3. sınıf ecole normale superieure sonra da hop bi doktora. işte bunlar da içi doldurulmayan tatlı heyecanlar.
yaptığın işte seni yürüten şey bence ismi koyulmayan düşünce ya da hisler olabilir. yani bunlara isim koyma süreci sancılı da olsa o yolda yürünebilir ve bu meşrudur. ismini koyma ile yolda ilerleme eş zamanlı yürüyebilir.
ne kustum be. sıkıcı da oldum sanki biraz. dağınık halde dolaşan düşüncelerimi adam gibi toplayamamamı da akademi sayesinde yavaştan aşacağım sanırım.
o değil de ben daha müzikle ilişkimi gözden geçireceğim.
anlatmaya çalıştıklarımı ne de güzel anlatmış şair.. ne dedim ben.
Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü
yasamaktan ote ozur bulamayinca aska
sonuclari bir bir gozden geciriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen buyu
bazi yasak kitaplarin verdigi dinc duygular
nelerse ki yasamak sozunu asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
denedim. soguk sular dokunup firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari ustume alaraktan
ipte boynum,agzim sehvet yalaklarinda
caprastim, and icip ayna kirdim
dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hic bir mesru yani kalmamisti hayatimin.
sozlerimin anlami beni urkutuyor
boylesine hazirlikli degilim daha.
bilmek. bu da urkutuyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yagmurun actigi yaralar
cocuklarda.
İsmet Özel
for my foreign followers: if you have hardships while reading this text just send me a pm and i will post a translated one as soon as i can.
niye mi tarih. olum tarihten güzel bir bölüm mü var. abi bir sorunun cevabı nedir? gerçekten büyük problem. yani benim kelimelere döktüğüm şey ötekine ne ifade edebilir. bilemiyorum. ama kendi içimde az buçuk tutarlı bir yol izlemeye çalıştığımın bilinci var. e bunun da bi rahatlığı bir de sürekli baştan sorgulanma ihtiyacı var. hep söylediğim bir şey vardır. yuh. bir karar verirken onun bizi nereye götürdüğünü bilemiyoruz. neden tarih sorusunun iki farklı zamanda iki farklı karşılığı var. tarihe girmeden önce ve girdikten sonra. niye girdim niye devam ediyorum. ikincisinin sorusu tarih nedir ya da neymiş sanırım.
tarih e özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı. girerken de sinemacı çıkarım ümidiyle girdim tarih e ama şimdi top universities sitesinden kendime doktora mekanı beğeniyorum. ne yaptığımı bilmediğim zamanlarda akademik hayatın ahlaki olmayan verimsiz çekiciliğinin beni sürüklediğini hissediyorum. muhammed arkadaşımın veciz bir ifadeyle belirttiği gibi "masum bir heyecanla boğaziçili olmak arasında çok az bir fark varmış." ikisi arasında gidip geliyorum sanırım. akademinin oluşturduğu bilinçsiz çekim hali dışındaki zamanlarda scholarship mevzusunu vatana millete hayırlı olmak klişesiyle meşrulaştırıyorum. allah rızası için yaşıyorsak gittiğimiz yolun sonunun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. abi allah rızası için yaşa ya. şu canına yandımının ölümlü dünyasında bir şey ne kadar ciddi olabilir? yani bilmediğim bir yolda yürümek iyidir . ya da yürüdüğümüz yolu bilemeyiz. neden tarih? bilmiyorum. ben bir şeyin ismini koyamıyorum. biraz da dertliyim. vatan millet meselesini açmak gerekirse. çok daraldım ya. bana bir soru sorulduğunda yargılanıyormuş hissine kapılıyorum.
yurtdışı deneyimi önemli bir şey abi. özellikle suriye deneyiminden sonra bambaşka bir gözle döndüm. elindekini karşılaştırabileceğin aynı türden başka bir şeyi gördüğünde elindekini daha iyi anlayabiliyorsun. hatta bu durumun yokluğunda elimizdekini anlayamıyoruz belki. falan. elimizdekinden kastım gerçek dediğimiz doğru bildiğimiz olması gereken sandığımız olmasını doğal kabul ettiğimiz. misal istanbuldan çıkmamış bir insan istanbuldaki sosyal hayatın her yerde aynı olduğunu sanabilir. bunu devlete insan ilişkilerine vesaire uygulayabiliriz. kavramlara yüklenen anlamların farklılık gösterdiğini anladığımız zaman bu anlamların yüklenme sürecinin incelenmesinin önemli olabileceği fikri doğuyor. yani devlet ama hangi devlet? eskiden devlet deyince kim ne kastediyormuş? nasıl bir evrim geçirmiş. tarih burada bir manada devreye giriyor. dil ve gerçeklik problemidir bu aralar ilgim. bu araştırmalar insanı nereye götürür? güzel bir çerçevede devam ederse elbet güzel yerlere götürür.
edinilen bilgilerin yeni görüşlerle birlikte anlamsızlaşmaması aksine yeni bir güzelliğe bürünmesi var bir de. bunca çalışmamın, okumamın boşa gitmeyeceğine inanıyorum. şu ana kadar edindiklerimle yeni öğrendiklerimin çatışması da sevgili rüzgarlara yol açıyor oradan da aşk dolu düşüncelere yelken açıyorum. nedenlerinin sorgulanmasıyla ilerleyen bir yolda yürümediğim için sonuçların rahatlığından gücümü alıyorum. şuayp ın keli gibi. yani arkadaş ben bu akademi sürecini sevdim gibi. seneye çap 3. sınıf ecole normale superieure sonra da hop bi doktora. işte bunlar da içi doldurulmayan tatlı heyecanlar.
yaptığın işte seni yürüten şey bence ismi koyulmayan düşünce ya da hisler olabilir. yani bunlara isim koyma süreci sancılı da olsa o yolda yürünebilir ve bu meşrudur. ismini koyma ile yolda ilerleme eş zamanlı yürüyebilir.
ne kustum be. sıkıcı da oldum sanki biraz. dağınık halde dolaşan düşüncelerimi adam gibi toplayamamamı da akademi sayesinde yavaştan aşacağım sanırım.
o değil de ben daha müzikle ilişkimi gözden geçireceğim.
anlatmaya çalıştıklarımı ne de güzel anlatmış şair.. ne dedim ben.
Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü
yasamaktan ote ozur bulamayinca aska
sonuclari bir bir gozden geciriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen buyu
bazi yasak kitaplarin verdigi dinc duygular
nelerse ki yasamak sozunu asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
denedim. soguk sular dokunup firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari ustume alaraktan
ipte boynum,agzim sehvet yalaklarinda
caprastim, and icip ayna kirdim
dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hic bir mesru yani kalmamisti hayatimin.
sozlerimin anlami beni urkutuyor
boylesine hazirlikli degilim daha.
bilmek. bu da urkutuyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yagmurun actigi yaralar
cocuklarda.
İsmet Özel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
