30 Ocak 2010 Cumartesi
izmihlal
sabah altı buçuk kafasında televizyon üzerinden hayatın köşesinden yaşanan aşkları konu edinmenin yaşanılası bir yanı var elbet. kendini suçlayan kurbağaların görüldüğü ölümle hemhal dünyamızda doğruyu yanlışı tartışıyoruz. yani ötelenmişliğimle, o dışarıda kalmışlığımla, bütün o yalnızlığımla kenardan bakıp yargılara varıyorum. diyorum ki bu budur, şu da şudur. bunu yapan ben isem aynadaki yüzümün karşılığı kim. bir kumsalın bile kışın kenarı oluyorsa yağan yağmuru kim suçlayabilir. ulan sevdiceğim dedim. dedim yani. ya dedim. battaniyeye sarınmış mücessem bir aşk çıktı. ayakları üşüyor. dışarıda kalmış. üşürsün dedim dışarıda kalırsan. benim dışarım sensin dedi. çıkar mısın dışarı elinde çayla derse giremezsin. gururlu bir ses: çayla derse girmeyi saygısızlık addeden bir sistemin çocukları. aman aman büyük konuşan. dalga kıyıya vurunca dalgadır ve ben seni seviyorum. eğer kazançlı bir işim olursa belki de sinirlenirim. eğer belkide olursa belki ben bile sevinirim. benim bazı dertlerim var ve freud der ki intellectualization. galiba freud diye bir şey yoktu. öyle duydum. yalnızlığımı karşıma aldığım zaman bir sıkıntıya düşüyorum. demek ki ego, demek ki ben. itiraf ediyorum ben hayatın kenarından düşüyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder