17 Aralık 2009 Perşembe

neden tarih?

düzenli aralıklarla bana sorulan işbu sorunun cevabını en efektif nasıl verebilirim sorusunun karşılığı bu blogtur. etkili cümle. ilk ve son yazım sanırım bu. abi ben kendimi çok fena ciddiye alıyorum galiba.

for my foreign followers: if you have hardships while reading this text just send me a pm and i will post a translated one as soon as i can.

niye mi tarih. olum tarihten güzel bir bölüm mü var. abi bir sorunun cevabı nedir? gerçekten büyük problem. yani benim kelimelere döktüğüm şey ötekine ne ifade edebilir. bilemiyorum. ama kendi içimde az buçuk tutarlı bir yol izlemeye çalıştığımın bilinci var. e bunun da bi rahatlığı bir de sürekli baştan sorgulanma ihtiyacı var. hep söylediğim bir şey vardır. yuh. bir karar verirken onun bizi nereye götürdüğünü bilemiyoruz. neden tarih sorusunun iki farklı zamanda iki farklı karşılığı var. tarihe girmeden önce ve girdikten sonra. niye girdim niye devam ediyorum. ikincisinin sorusu tarih nedir ya da neymiş sanırım.

tarih e özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı. girerken de sinemacı çıkarım ümidiyle girdim tarih e ama şimdi top universities sitesinden kendime doktora mekanı beğeniyorum. ne yaptığımı bilmediğim zamanlarda akademik hayatın ahlaki olmayan verimsiz çekiciliğinin beni sürüklediğini hissediyorum. muhammed arkadaşımın veciz bir ifadeyle belirttiği gibi "masum bir heyecanla boğaziçili olmak arasında çok az bir fark varmış." ikisi arasında gidip geliyorum sanırım. akademinin oluşturduğu bilinçsiz çekim hali dışındaki zamanlarda scholarship mevzusunu vatana millete hayırlı olmak klişesiyle meşrulaştırıyorum. allah rızası için yaşıyorsak gittiğimiz yolun sonunun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. abi allah rızası için yaşa ya. şu canına yandımının ölümlü dünyasında bir şey ne kadar ciddi olabilir? yani bilmediğim bir yolda yürümek iyidir . ya da yürüdüğümüz yolu bilemeyiz. neden tarih? bilmiyorum. ben bir şeyin ismini koyamıyorum. biraz da dertliyim. vatan millet meselesini açmak gerekirse. çok daraldım ya. bana bir soru sorulduğunda yargılanıyormuş hissine kapılıyorum.

yurtdışı deneyimi önemli bir şey abi. özellikle suriye deneyiminden sonra bambaşka bir gözle döndüm. elindekini karşılaştırabileceğin aynı türden başka bir şeyi gördüğünde elindekini daha iyi anlayabiliyorsun. hatta bu durumun yokluğunda elimizdekini anlayamıyoruz belki. falan. elimizdekinden kastım gerçek dediğimiz doğru bildiğimiz olması gereken sandığımız olmasını doğal kabul ettiğimiz. misal istanbuldan çıkmamış bir insan istanbuldaki sosyal hayatın her yerde aynı olduğunu sanabilir. bunu devlete insan ilişkilerine vesaire uygulayabiliriz. kavramlara yüklenen anlamların farklılık gösterdiğini anladığımız zaman bu anlamların yüklenme sürecinin incelenmesinin önemli olabileceği fikri doğuyor. yani devlet ama hangi devlet? eskiden devlet deyince kim ne kastediyormuş? nasıl bir evrim geçirmiş. tarih burada bir manada devreye giriyor. dil ve gerçeklik problemidir bu aralar ilgim. bu araştırmalar insanı nereye götürür? güzel bir çerçevede devam ederse elbet güzel yerlere götürür.

edinilen bilgilerin yeni görüşlerle birlikte anlamsızlaşmaması aksine yeni bir güzelliğe bürünmesi var bir de. bunca çalışmamın, okumamın boşa gitmeyeceğine inanıyorum. şu ana kadar edindiklerimle yeni öğrendiklerimin çatışması da sevgili rüzgarlara yol açıyor oradan da aşk dolu düşüncelere yelken açıyorum. nedenlerinin sorgulanmasıyla ilerleyen bir yolda yürümediğim için sonuçların rahatlığından gücümü alıyorum. şuayp ın keli gibi. yani arkadaş ben bu akademi sürecini sevdim gibi. seneye çap 3. sınıf ecole normale superieure sonra da hop bi doktora. işte bunlar da içi doldurulmayan tatlı heyecanlar.

yaptığın işte seni yürüten şey bence ismi koyulmayan düşünce ya da hisler olabilir. yani bunlara isim koyma süreci sancılı da olsa o yolda yürünebilir ve bu meşrudur. ismini koyma ile yolda ilerleme eş zamanlı yürüyebilir.

ne kustum be. sıkıcı da oldum sanki biraz. dağınık halde dolaşan düşüncelerimi adam gibi toplayamamamı da akademi sayesinde yavaştan aşacağım sanırım.

o değil de ben daha müzikle ilişkimi gözden geçireceğim.

anlatmaya çalıştıklarımı ne de güzel anlatmış şair.. ne dedim ben.


Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü

yasamaktan ote ozur bulamayinca aska
sonuclari bir bir gozden geciriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen buyu
bazi yasak kitaplarin verdigi dinc duygular
nelerse ki yasamak sozunu asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

denedim. soguk sular dokunup firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari ustume alaraktan
ipte boynum,agzim sehvet yalaklarinda
caprastim, and icip ayna kirdim
dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hic bir mesru yani kalmamisti hayatimin.

sozlerimin anlami beni urkutuyor
boylesine hazirlikli degilim daha.
bilmek. bu da urkutuyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yagmurun actigi yaralar
cocuklarda.

İsmet Özel

1 yorum:

  1. Benim bu yazı üstüne söylemek istediğim 2 şey var.

    1- "sebebi yok" benim için bir sebeptir. yaratıcı tekamül beni oraya götürüyor diyorsan tabi ki bu konuda diyecek bir şey yok. yolun açık olsun.

    2- eğer insan kendisi için yaşamamayı amaçlıyorsa ne yapmalıdır? Tarih okumak bu arayışa ne derece hizmet eder? Bu yol akademik ya da günlük hayattan, ekonomiden ne kadar geçer? Bunun sürecin içinde kaldığın sürece nereye kadar? Dinimizde ruhbanlık var mıdır?

    YanıtlaSil