23 Şubat 2010 Salı

parizyen ayı

hatun kişi er kişiler. dert edindiklerimdir. insanlar yani. budur. peki hayalimin haber vermeden uzaklaşmak olması. üstüme çok dert bindirmiş gibi davranıyorum. ama bakınca çok da dert yok gibi. dert, edindiklerimdir. bi oradanlar bi buradanlar. ya benim evim neresi yaa. delöz topsun olum. yersiz yurtsuzlaştım. mesela bir kızı sevseydim. yani 1 kızı sevseydim. daha iyi daha kolay. oysa ki bir cinsin. yaklaşık insanlığın yarısına tekabül ediyor. alayına hastayım. alabildiğine tembelliğim, tenselliğim ve yarım tinselliğimle. göbeğimi de unutmayalım. bölgesel kıllanmamı da es geçemem. mesela tişörtten fırlayan sırt kıllarım. ulan utanmasam seslenirim size: bu yaşta adamın üstüne ne bu geliş? nasıl yani? hani bu sosyalliğimle sizi nasıl bağdaştırabilirim. bir potada eritirim. toplum kabul etmiyor lan beni. soyunana kadar varım. ben de bütün kimliğimle mevcut olan vücudumla yani neyim varsa onunla birisine demek istiyorum: merhaba! ne varsa alayımla gideyim istiyorum alayına. birisine de bilinçli yanaşayım. o da desin olduğu yerden odur budur. abi allah aşkına unutmayalım burdur da bir göl var. bazı insanlar göl kenarında yaşıyor. feminist mi olsam?

30 Ocak 2010 Cumartesi

izmihlal

sabah altı buçuk kafasında televizyon üzerinden hayatın köşesinden yaşanan aşkları konu edinmenin yaşanılası bir yanı var elbet. kendini suçlayan kurbağaların görüldüğü ölümle hemhal dünyamızda doğruyu yanlışı tartışıyoruz. yani ötelenmişliğimle, o dışarıda kalmışlığımla, bütün o yalnızlığımla kenardan bakıp yargılara varıyorum. diyorum ki bu budur, şu da şudur. bunu yapan ben isem aynadaki yüzümün karşılığı kim. bir kumsalın bile kışın kenarı oluyorsa yağan yağmuru kim suçlayabilir. ulan sevdiceğim dedim. dedim yani. ya dedim. battaniyeye sarınmış mücessem bir aşk çıktı. ayakları üşüyor. dışarıda kalmış. üşürsün dedim dışarıda kalırsan. benim dışarım sensin dedi. çıkar mısın dışarı elinde çayla derse giremezsin. gururlu bir ses: çayla derse girmeyi saygısızlık addeden bir sistemin çocukları. aman aman büyük konuşan. dalga kıyıya vurunca dalgadır ve ben seni seviyorum. eğer kazançlı bir işim olursa belki de sinirlenirim. eğer belkide olursa belki ben bile sevinirim. benim bazı dertlerim var ve freud der ki intellectualization. galiba freud diye bir şey yoktu. öyle duydum. yalnızlığımı karşıma aldığım zaman bir sıkıntıya düşüyorum. demek ki ego, demek ki ben. itiraf ediyorum ben hayatın kenarından düşüyorum.

23 Ocak 2010 Cumartesi

san ki

ya. böyle bu aralar bir yazı yazacak gibiyim. finaller bitmiş büyük hayaller bir yenilenmeler verilen kararlar. çelişkiler var işte fiks. daral daral geliyor tatil uzun uzadıya tatil sanki herşeye yeter gibi yetmeyince adamı üzer gibi. açılımlar söz konusu malum feys te de varım artık. arkadaşlık istekleri geliyor. kabul ediyorum. nokta atışları önemli.
ya ne dert arkadaş.
ya. bırak ya.

13 Ocak 2010 Çarşamba

bir maymun iştahlanmış ya da "hayat"

"id" ime gelsin.

lugatçe koymadım, üşendim. anlamak istenirse uğraşılsın ki metin effortful bir process sayesinde deeper bir encoding le long term memory nize işlesin.


----------------------------------------------------------------------------------
İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnudur. Ve Saniin gayet hakim olduğuna, yaptığı vuzuh-u delaletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Eyle bir in'am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır. Eyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lazım ve münasip şeyleri bilir, bu malümatla herşeyin maliki olan Malikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylalarını işiten Semi, Basir, Alim, Mücib olarak üstünde bir Rakibin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?
Ey nefs-i emmare! Niçin kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zalim-i ale'l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebi olan şirki terkle mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illa, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
-------------------------------------------------------------------------------------

Bediüzzaman Said Nursi' nin Mesnevi-i Nuriye' sinden.

6 Ocak 2010 Çarşamba

etranjasyon

böyle başlığa böyle yazı. ya şu kelimelere yabancılaşma olayını bedensel aktivasyonlarımızda yaşamayalım lütfen. dağılıyorum muntazaman. çok dertliyim be paşam. neden paşa. çünkü iktidar paşadadır. derdimize derman olamayana iki kere dert yanarsak isyan edenlerden oluruz. bir sefere mahsus. mah-sus. mık-na-tıs. bat-ta-niye-liyiz.

17 Aralık 2009 Perşembe

neden tarih?

düzenli aralıklarla bana sorulan işbu sorunun cevabını en efektif nasıl verebilirim sorusunun karşılığı bu blogtur. etkili cümle. ilk ve son yazım sanırım bu. abi ben kendimi çok fena ciddiye alıyorum galiba.

for my foreign followers: if you have hardships while reading this text just send me a pm and i will post a translated one as soon as i can.

niye mi tarih. olum tarihten güzel bir bölüm mü var. abi bir sorunun cevabı nedir? gerçekten büyük problem. yani benim kelimelere döktüğüm şey ötekine ne ifade edebilir. bilemiyorum. ama kendi içimde az buçuk tutarlı bir yol izlemeye çalıştığımın bilinci var. e bunun da bi rahatlığı bir de sürekli baştan sorgulanma ihtiyacı var. hep söylediğim bir şey vardır. yuh. bir karar verirken onun bizi nereye götürdüğünü bilemiyoruz. neden tarih sorusunun iki farklı zamanda iki farklı karşılığı var. tarihe girmeden önce ve girdikten sonra. niye girdim niye devam ediyorum. ikincisinin sorusu tarih nedir ya da neymiş sanırım.

tarih e özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı. girerken de sinemacı çıkarım ümidiyle girdim tarih e ama şimdi top universities sitesinden kendime doktora mekanı beğeniyorum. ne yaptığımı bilmediğim zamanlarda akademik hayatın ahlaki olmayan verimsiz çekiciliğinin beni sürüklediğini hissediyorum. muhammed arkadaşımın veciz bir ifadeyle belirttiği gibi "masum bir heyecanla boğaziçili olmak arasında çok az bir fark varmış." ikisi arasında gidip geliyorum sanırım. akademinin oluşturduğu bilinçsiz çekim hali dışındaki zamanlarda scholarship mevzusunu vatana millete hayırlı olmak klişesiyle meşrulaştırıyorum. allah rızası için yaşıyorsak gittiğimiz yolun sonunun çok da önemli olmadığını düşünüyorum. abi allah rızası için yaşa ya. şu canına yandımının ölümlü dünyasında bir şey ne kadar ciddi olabilir? yani bilmediğim bir yolda yürümek iyidir . ya da yürüdüğümüz yolu bilemeyiz. neden tarih? bilmiyorum. ben bir şeyin ismini koyamıyorum. biraz da dertliyim. vatan millet meselesini açmak gerekirse. çok daraldım ya. bana bir soru sorulduğunda yargılanıyormuş hissine kapılıyorum.

yurtdışı deneyimi önemli bir şey abi. özellikle suriye deneyiminden sonra bambaşka bir gözle döndüm. elindekini karşılaştırabileceğin aynı türden başka bir şeyi gördüğünde elindekini daha iyi anlayabiliyorsun. hatta bu durumun yokluğunda elimizdekini anlayamıyoruz belki. falan. elimizdekinden kastım gerçek dediğimiz doğru bildiğimiz olması gereken sandığımız olmasını doğal kabul ettiğimiz. misal istanbuldan çıkmamış bir insan istanbuldaki sosyal hayatın her yerde aynı olduğunu sanabilir. bunu devlete insan ilişkilerine vesaire uygulayabiliriz. kavramlara yüklenen anlamların farklılık gösterdiğini anladığımız zaman bu anlamların yüklenme sürecinin incelenmesinin önemli olabileceği fikri doğuyor. yani devlet ama hangi devlet? eskiden devlet deyince kim ne kastediyormuş? nasıl bir evrim geçirmiş. tarih burada bir manada devreye giriyor. dil ve gerçeklik problemidir bu aralar ilgim. bu araştırmalar insanı nereye götürür? güzel bir çerçevede devam ederse elbet güzel yerlere götürür.

edinilen bilgilerin yeni görüşlerle birlikte anlamsızlaşmaması aksine yeni bir güzelliğe bürünmesi var bir de. bunca çalışmamın, okumamın boşa gitmeyeceğine inanıyorum. şu ana kadar edindiklerimle yeni öğrendiklerimin çatışması da sevgili rüzgarlara yol açıyor oradan da aşk dolu düşüncelere yelken açıyorum. nedenlerinin sorgulanmasıyla ilerleyen bir yolda yürümediğim için sonuçların rahatlığından gücümü alıyorum. şuayp ın keli gibi. yani arkadaş ben bu akademi sürecini sevdim gibi. seneye çap 3. sınıf ecole normale superieure sonra da hop bi doktora. işte bunlar da içi doldurulmayan tatlı heyecanlar.

yaptığın işte seni yürüten şey bence ismi koyulmayan düşünce ya da hisler olabilir. yani bunlara isim koyma süreci sancılı da olsa o yolda yürünebilir ve bu meşrudur. ismini koyma ile yolda ilerleme eş zamanlı yürüyebilir.

ne kustum be. sıkıcı da oldum sanki biraz. dağınık halde dolaşan düşüncelerimi adam gibi toplayamamamı da akademi sayesinde yavaştan aşacağım sanırım.

o değil de ben daha müzikle ilişkimi gözden geçireceğim.

anlatmaya çalıştıklarımı ne de güzel anlatmış şair.. ne dedim ben.


Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü

yasamaktan ote ozur bulamayinca aska
sonuclari bir bir gozden geciriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen buyu
bazi yasak kitaplarin verdigi dinc duygular
nelerse ki yasamak sozunu asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

denedim. soguk sular dokunup firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari ustume alaraktan
ipte boynum,agzim sehvet yalaklarinda
caprastim, and icip ayna kirdim
dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hic bir mesru yani kalmamisti hayatimin.

sozlerimin anlami beni urkutuyor
boylesine hazirlikli degilim daha.
bilmek. bu da urkutuyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yagmurun actigi yaralar
cocuklarda.

İsmet Özel