14 Temmuz 2010 Çarşamba

yol tutması - 3

şiir ismet özel' in. yazmayı unutmuşum.

dönüyorum. dönünce anlayacağım diye umuyorum naaptım neettim. kayıplarımı telafi ve sökükleri dikiş. o huzurlu yuvamıza yepyeni bir anlayışla, neysem onla dönmeliyim. aksi takdirde kendimi affedemem. sepehr ya da mahdi ya da bütün o farisi meryemler de affetmez beni. yolda olmak bir söz vermektir. ölesiye korkuyorum. nasıl yerleşirim tekrardan. 1 haftalik son bir challenge a varim. yavas yavas donecegim istanbula. alistira alistira. yazamiyorum iste. neyse.

yol tutması - 2

MAZOT

Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.


Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnıma neden.

Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.

Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

30 Haziran 2010 Çarşamba

yol tutması

yani saçma tabi de. kalemle yazamamamı klavye bağımlılığına değil de kadim bir daktilo bağlılığına bağlamak istiyorum. pessoa o kadar sövüyor ki gezmek eylemine şu an gevaş' ta internet kafe köşesindeki varlığım bir utanca dönüşmekli. turizme eyvallahım yok elbet. yaptığım şeyin de ne olduğunu tam da bilemiyorum aslına bakarsak. tek derdim akşam nerede kalacağım mı şu an. bir nevi. şehri olduğu yerde bırakabildim mi? yok. niyetine girmiş miydim? hatırlamıyorum. istanbul' a dönmek ister miyim? hayır. nasıl da açık sorulu cevaplı yazıyorum üslubuma bile yansıdı gezmek daha huzurlu daha rahat. sanırım darlandıklarımdan kurtulmaklığımdır. ağustos' ta dönmek istiyorum. yani hiç dönmemecesine değil tabii ki. yani belki de dönemem, evet ama dönmek istiyorum. dönmezsem anlamsızlaşır eylemim. anlam, atfedilense, atfeden ben olayım isterim. ama eylemin niyeti ne kadar önceleyebileceği hakkında deniyorum yanılıyorum. iyi ki istanbul' da değilim. ama iyi ki iran yolunda mıyım? ya da iyi ki geziyor muyum? istanbul' da olmamanın tek alternatifi gezmek mi? baya kafam karışıkmış keşke yazmaya başlamasaydım.

bütün annelerin gözlerinden öpüyorum. ben çok iyiyim. keyfim gayet yerinde. biraz yalnızım. keşke daha yazılası bir ortam edinebilseydim.bu yazımı tatvan - van feribotunda beni motor dairesine çay içmeye davet edip gürültüden iletişimsizliğin zirvesini yaşatan ve bana dünyanın en suskun ve gürültülü sohbetini deneyimleten amcalara ithaf ediyorum. ben alienation neymiş gördüm. daha da marx okumam. bi türlü başlayamamıştım zatı.

bir şey daha diyeyim. ben baya yoğun yaşıyorum. yani normal bir şehir hayatının haftada ya da ayda bir kere sunduğu gerçekliğin perdesinin sıyrılması olayını günde 8 kere yaşıyorum. anlatılacak şeyler mi bilemiyorum. yazayım diyorum kalemle yazmaya gerçekten alışık değilim, anlatamıyorum. telefon? heyecanım fazla karışıyor kimle konuşsam bi saçmalıyorum. paylaşılamayanın peşiyse yol, baya ben yol' a koyuldum. ama aşk da bu yaşamaya "intrinsic" -oh, dear- yarım kalmışlığı, paylaşılamazlığı artırıyor. valla ben daha bi şey anlamadım. yani bir imgeler sürüsü var, hoşgelmişler, ama tam da bir teslimiyet yok. bir şeyleri kırmam lazım. kafaları açıyoruz, hindistan lazım, kafası var.

-- murat var. 2 ye gidiyor. dedi ki:

"3 şeyin sonu yoktur. bu dünyanın, sayıların, bir de.. ağaçların sonu var mıydı?--

9 Haziran 2010 Çarşamba

yıkılan binanın gölgesi kalır. mı?

bütün samimiyetimle söylüyorum
saat 2.45
şairane bir ananeden geliyoruz
saatin 3 ünün ne için uygun olduğunu düşünüyoruz
annemlerle babamlarla teyzemlerle ve halam
sadece altalta cümleler yokşa şiir değil haşa
ben bir şiir yazacağım. uf. sokağın bütün iniltisiyle şehirden kaçan gelinliğiyle sincap çığlıkları kaldırım sonu rögar ve hastane önü çınar. şiir resimlerle yazılır dendi ben bir resim arıyorum içinde annem de olacak. valla şerefsizim olacak. gerekirse okul bile olur. biraz lümpen muhaliflik. az biraz sevgi bile olur. şumüllü. şamil. şo. ayıpsıyorum kendimi saatime bakıyorum sokak boş ama kenardan yürüyorum. sorunun nerede olduğunu anlıyorum. ben st. petersburg un st. petersburg olduğu zamanları kaçırdım. şehrimden nehir geçmedi. su deposu taşardı ve biz heyecanlanırdık. evin 200 metre -önce yüz yazdım sonra sildim iki yüz yazdım ben kime neyi yazıyorum- ötesindeki göle gitmedik. gitsene çocuk değil misin anasını satayım. git bir mahalleli ol. dayak yemedim abi daha büyük bir travma var mı. çok delikanlı abiler var ya böyle sözünü sakınmayan. nasıl hayranım. dik duruyorlar işte stabiliteyi savunuyorlar daha da önemlisi yaşıyorlar. diyorum ki bu hayranlığım beni kurtarır mı. ne kadar eğri de olsam doğruluğa saygım sonsuz. ilkeliprensipli böyle düz ayak net. -bazen de dalgalanmayı savunmuyor muyum yaşamanın içini absurd doldurmuyor muyum sıkıcı demiyor muyum net adam sert olursan kırılırsın gençlik eğrilik güçsüzlük hayat belirtisidir ama neye güçsüzlük kime güçsüz tutarsızlık edebiyatla mı başladı nereye kadar yoliçi nereden sonra sapkın herkesin yoliçi kendine mi fıtrat deyip geçebilir miyim bana bunu bahşedin ya da bana biraz aşktan bahsedin onu da yapamazsanız kalbinizle buğzedin- mesela birisini övüyorlar diyorlar ki kafasında bir hedef var ve ondan taviz vermiyor. allah ım ben çok taviz veriyorum ben çok hata yapıyorum ben yolumu çok şaşırıyorum. bazı abiler var gazze ye gidiyorlar. gençliğime verilsin ben gidemiyorum. herkes in kendi gazzesi var. benim gazzemde çocuklarım ölüyor. durduramıyorum. ben sanırım kendimle evlenip balayıma gidiyorum.

8 Haziran 2010 Salı

yunulan

evet
gördüklerimle görülenler bir
edil
mesela emil in sopası
onu geçtim başımın ağrısı
şey de örnek verilebilir: müziğin anlattığı
eski kitap kokusu
oyhş erekte
abi hepsini geçtim birşeye vardım
göbek.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

günce

...sevgi' yle ilişkisinde, hikmet bütün zorluğun, bazı şeyleri öyle değil de böyle yapmamasından doğduğunu sanıyor; (orada onu söylemeseydim gibi). ya da bazı çatışmaların nedenini çok aptalca yanlışlarına bağlıyor. aklınca daha düzgün bir şeyler yapmaya, ilk yaptığının tersini yapmaya kalkıyor ve olmuyor. sonradan, hatırlarken, gene yanlış ümitlere kapıldığı, yanlış "games" ve "plays" oynadığı oluyor. bu arada sevgi ile ilgili gerçek olaylar, bu fantezileri yıkıyor. aslında iki insan arasında,-sevgi ile hikmet arasında- oldukları gibi olmaktan doğan bir çelişki bu. hikmet, sevgi' ye sığınıyor. teslim oluyor başlangıçta. fakat sevgi, böyle bir şey istemiyor; bir "insan" istiyor karşısında-...

oğuz atay - günlük

"tehlikeli oyunlar" üzerinde çalışırken.

23 Mayıs 2010 Pazar

annesinin kızlık soyadı: günce

...sonra hiç bir şey olmamış gibi kaldığım yerden yaşamaya devam ediyorum. başıma gelecek olayları yani yapmayı tasarladığım basit işleri gözönünde tutarak endişeleri, kuruntuları önümdeki olayın sonuna kadar erteliyorum. bugünlerde umutsuzluk var: boyumdan büyük işlere giriştim galiba. şimdi geri dönmesi de zor. bu yüzden görünüşte bir şeyler olmak için çabalıyorum. ne olursa olsun bana saygı göstermelerini istiyorum.

bana istisnasız herkes kızıyor; kafalarındaki "ben" i bozduğum için. ben onların hayallerinde tutarlıyım. belki kendi hayalimde de tutarlıyım. yaşarken bu iki tutarlılığın da dışındayım. her şeyle sırasında alay ettiğim halde kendimi gülünç durumlarda buluyorum. bu durumlar geçtikten E(t) kadar sonra kendimle de alay ediyorum. yalnız, artık hissediyorum ki, bunun sonu yok.

saatlerce hiç bir şey yapmadan evde oturuyorum; sonra , tam çıkarken, evde kalsaydım bir şeyler yapabilirdim.


Oğuz Atay-Günlük 1974