10 Nisan 2010 Cumartesi

bay muannit müntehir

hadi çözümleme. inciğine cinciğine. saçımın telini beyazlatan ırstan başlamak bir yandan da tırsmak, benim aile çok küçük biz bir sülalenin tepesiyiz aşağı pek bakmıyoruz bakmış olsam da küçükken bir dışsallaştır bir it önce sonradan kim bunlar. her zaman bilim, her zaman tanım. geçmişsizlik sanki özgürleştiriyor oysa ki başına buyruk olandan hayır gelir mi bilemiyor. nuclear family. kaçulan! ailem bu kadar. şimdi yanlarındayım çok selamları var.

hop akademi. evet bilmek. yöntemli, araçlı, bilme eylemi. egolar tavan, egolar nal. sosyologlar sahaya iniyor antropoloji sahaya çıkıyor sağ kanattan yükselen bir ses var evet trarih tarih geliyor geliyor evet çalım fak devam ediyor napıyor ulan gole koşuyor abi sahaya inmeli ben ahaya indim ben ivory ben takılmak istiyorum valla böyle çabalar bei nereye getirir anne ben oğuz annneeeeee ulan bazen çok sinirleniyorum modern bir cinnet gelip tepeme oturuyor onunla dertleşmek yanyana yananyannanyana . avrupa sesimi duyar mısın, bunlar benim nacizane ayak seslerim.

şimdi sıra en sevdiğim bölümde! gençlik! canına yandımının. gençlik benim için çok güzel birşey. mesela her bahar gençleşirim. dünyanın gençliğiyle kıştan kalma yaşlılığım çelişir sonra ben de dünyevileşirim. spor yaparım, zayıflarım, yüzüme bir renk gelir, teveccühleri kabul ederim "ne kadar da yakışıklı olmuşsun, yanındaki kız arkadaşın mı" hayır. evet, baharları yakışıklı olurum. hayat gelir yüzüme ya! böyle nasıl güzel olurum! parlacık! neye elimi atsam çiçekler açar, bazen toprağa bile dokunurum! elektrik! siktir git pezevenk.

şimdi de broad scope, big picture, to be able to see the all aspects of sth. i want sb. to do smth:

çok yoruldum. çok fazla yoruldum. yorgunluğum beni daha fazla yoruyor çünkü kendimi suçluyorum diyorum ki sen nasıl yoruldum dersin insanlar strict muscle work pick it up put it down pick it up put it down pick it up put it down yani demek istediğim çok yorgunum çok başım ağrıyor. ya o değil de nasıl sıçtım son paragrafta. gayet böyle kendime güzel bir ben kurmuş gidiyordum böyle tanıdıklarıma eheh bu çocuk da böyle az tanıdıklarıma vahvah bu çocuk ne böyle. tanımadıklarıııım. orda mısınız vule? sizin aranızda süper insanlar var biliyorum. yani eminim var. herkese çok selam. iyi günler.

20 Mart 2010 Cumartesi

camus ya da kamu güzellemesi

otobüste karşımda oturan adam camı açmaya çalışan kısa saçlı kıza yardım etti. Açılmıyor mu dedikten sonra birkaç kez kendisi açmayı denedi. Her denemeden sonra kızı "açılmıyor ya" diyerek bilgilendirdi. kızın kısa saçlı bir arkadaşı gelince kız ayağa kalktı. karşımdaki adam suç işler gibi bir haletle kalktığı gibi kızın yerine oturdu. boşalan yere adam yaşlarında bir iş kadını oturdu. adam çapraz zumlarla kadını darladı. akmerkez durağında otobüsün kalabalıklığından dem vurdu. kadının tepkisini duyamadım. sanırım uzun bir diyalog gerçekleşmedi. kadın inmek için ayaklandığında adam zumlardan zum beğendi. kadını da beğendiğini belli etti. boşalan yere karşımdaki adamdan genç bir adam oturdu. beş dakika sonra kulak kabarttım. karşımdaki adam yanındaki adama "aslında sen şu işi de yapabilirsin ek olarak" dedi. şaşırdığında, tavsiye verirken, bazı cümle başlarında adamın koluna kaçamak temaslarda bulundu. bir ara pür dikkatimden rahatsız oldu. ineceğim durak yaklaşınca "pardon, saat kaç" dedim. "altıya yirmi var" dedi.

23 Şubat 2010 Salı

parizyen ayı

hatun kişi er kişiler. dert edindiklerimdir. insanlar yani. budur. peki hayalimin haber vermeden uzaklaşmak olması. üstüme çok dert bindirmiş gibi davranıyorum. ama bakınca çok da dert yok gibi. dert, edindiklerimdir. bi oradanlar bi buradanlar. ya benim evim neresi yaa. delöz topsun olum. yersiz yurtsuzlaştım. mesela bir kızı sevseydim. yani 1 kızı sevseydim. daha iyi daha kolay. oysa ki bir cinsin. yaklaşık insanlığın yarısına tekabül ediyor. alayına hastayım. alabildiğine tembelliğim, tenselliğim ve yarım tinselliğimle. göbeğimi de unutmayalım. bölgesel kıllanmamı da es geçemem. mesela tişörtten fırlayan sırt kıllarım. ulan utanmasam seslenirim size: bu yaşta adamın üstüne ne bu geliş? nasıl yani? hani bu sosyalliğimle sizi nasıl bağdaştırabilirim. bir potada eritirim. toplum kabul etmiyor lan beni. soyunana kadar varım. ben de bütün kimliğimle mevcut olan vücudumla yani neyim varsa onunla birisine demek istiyorum: merhaba! ne varsa alayımla gideyim istiyorum alayına. birisine de bilinçli yanaşayım. o da desin olduğu yerden odur budur. abi allah aşkına unutmayalım burdur da bir göl var. bazı insanlar göl kenarında yaşıyor. feminist mi olsam?

30 Ocak 2010 Cumartesi

izmihlal

sabah altı buçuk kafasında televizyon üzerinden hayatın köşesinden yaşanan aşkları konu edinmenin yaşanılası bir yanı var elbet. kendini suçlayan kurbağaların görüldüğü ölümle hemhal dünyamızda doğruyu yanlışı tartışıyoruz. yani ötelenmişliğimle, o dışarıda kalmışlığımla, bütün o yalnızlığımla kenardan bakıp yargılara varıyorum. diyorum ki bu budur, şu da şudur. bunu yapan ben isem aynadaki yüzümün karşılığı kim. bir kumsalın bile kışın kenarı oluyorsa yağan yağmuru kim suçlayabilir. ulan sevdiceğim dedim. dedim yani. ya dedim. battaniyeye sarınmış mücessem bir aşk çıktı. ayakları üşüyor. dışarıda kalmış. üşürsün dedim dışarıda kalırsan. benim dışarım sensin dedi. çıkar mısın dışarı elinde çayla derse giremezsin. gururlu bir ses: çayla derse girmeyi saygısızlık addeden bir sistemin çocukları. aman aman büyük konuşan. dalga kıyıya vurunca dalgadır ve ben seni seviyorum. eğer kazançlı bir işim olursa belki de sinirlenirim. eğer belkide olursa belki ben bile sevinirim. benim bazı dertlerim var ve freud der ki intellectualization. galiba freud diye bir şey yoktu. öyle duydum. yalnızlığımı karşıma aldığım zaman bir sıkıntıya düşüyorum. demek ki ego, demek ki ben. itiraf ediyorum ben hayatın kenarından düşüyorum.

23 Ocak 2010 Cumartesi

san ki

ya. böyle bu aralar bir yazı yazacak gibiyim. finaller bitmiş büyük hayaller bir yenilenmeler verilen kararlar. çelişkiler var işte fiks. daral daral geliyor tatil uzun uzadıya tatil sanki herşeye yeter gibi yetmeyince adamı üzer gibi. açılımlar söz konusu malum feys te de varım artık. arkadaşlık istekleri geliyor. kabul ediyorum. nokta atışları önemli.
ya ne dert arkadaş.
ya. bırak ya.

13 Ocak 2010 Çarşamba

bir maymun iştahlanmış ya da "hayat"

"id" ime gelsin.

lugatçe koymadım, üşendim. anlamak istenirse uğraşılsın ki metin effortful bir process sayesinde deeper bir encoding le long term memory nize işlesin.


----------------------------------------------------------------------------------
İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnudur. Ve Saniin gayet hakim olduğuna, yaptığı vuzuh-u delaletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Eyle bir in'am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır. Eyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lazım ve münasip şeyleri bilir, bu malümatla herşeyin maliki olan Malikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylalarını işiten Semi, Basir, Alim, Mücib olarak üstünde bir Rakibin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?
Ey nefs-i emmare! Niçin kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zalim-i ale'l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebi olan şirki terkle mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illa, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
-------------------------------------------------------------------------------------

Bediüzzaman Said Nursi' nin Mesnevi-i Nuriye' sinden.

6 Ocak 2010 Çarşamba

etranjasyon

böyle başlığa böyle yazı. ya şu kelimelere yabancılaşma olayını bedensel aktivasyonlarımızda yaşamayalım lütfen. dağılıyorum muntazaman. çok dertliyim be paşam. neden paşa. çünkü iktidar paşadadır. derdimize derman olamayana iki kere dert yanarsak isyan edenlerden oluruz. bir sefere mahsus. mah-sus. mık-na-tıs. bat-ta-niye-liyiz.